Dikkat Spoiler içerir!!!

Sean Baker’ın yönetmenliğini üstlendiği Anora, vizyona girdiği andan itibaren konuşulmaya başladı.Hatta bir çok dalda en iyi film olmak üzere Oscar da aldı her ne kadar etkileyici yanları olsa da Türkan Şoray’ın bile bu konuda en az 10 tane filmi olduğundan mı bilinmez beni arada bırakan bir yapım oldu.Filmin konusu Brooklyn’in arka sokaklarında yaşayan, hayatın köşesinde kalmış karakterlere odaklanıyor ve Baker’ın önceki filmlerindeki gibi yarı belgesel hissi veren bir gerçekçilik sunuyor.

Hikaye ve Karakterler

Anora, merkezine kendi hayat mücadelesini veren genç bir kadını alıyor. Hikaye bir noktada oldukça samimi ve sıcak ilerliyor; özellikle Baker’ın amatör oyuncularla ve doğal mekanlarla çalışmasının verdiği gerçeklik hissi burada öne çıkıyor.Filmi ikiye ayırıyorum.Sürekli akışın olduğu ilk kısım benim için çok anlamsızdı ve gereksiz uzundu.Daha kısa tutulsa fikrim değişebilirdi.Bana göre film kendini ikinci yarıda buluyor,anlam kazanıyor.

Ana karakterin yolculuğuna bağlanmak mümkün ama bazı yan karakterlerin hikayeleri yüzeyde kalıyor. İzlerken “bir şeyler olacak gibi” diyorsun ama çoğu yerde o beklenen kırılma noktası gelmiyor.En eğlenceli kısımsa Anora ve mafya babalarının şehir turuydu.Orda gerçekten çok eğlendim.

Atmosfer başarılı, New York’un sokak ruhunu çok iyi aktarıyor.Kamera dili ve gerçekçi oyunculuklar filmi samimi kılıyor.Özellikle final bölümü düşündürücü bir şekilde noktalanıyor.

Tempo dengesiz; bazı sahneler gereksiz uzuyor, bazıları çok hızlı geçiyor.Yan hikayeler havada kalıyor.İzlerken “bu nereye bağlanacak” diye düşündüren ama bağlamadan biten kısımlar var.

Anora, ne çok övülecek bir başyapıt ne de yerden yere vurulacak bir film. Daha çok Baker’ın karakter odaklı gerçekçi sinema diline alışık olanların ilgisini çekecek bir yapım. İzledikten sonra “kötüydü” demezsiniz ama “tekrar izleyeyim” hissi de pek yaratmıyor.

Sinematak Puanı: 6.5/10

Yazar:Beyda Akyüz

3.7/5 - (3 votes)